Anasayfa / Günün Haberleri / Gıda Denetimi Size Devrediliyor: İfşa Listesi Sermayeyi Koruyor | Mete Yolaş

Gıda Denetimi Size Devrediliyor: İfşa Listesi Sermayeyi Koruyor | Mete Yolaş


Sonradan İfşa Modeli Nasıl Çalışıyor?

Türkiye’nin gıda denetimi son on beş yılda kendine özgü bir düzene oturdu. Bu düzenin adı sonradan ifşa. İşleyişi şöyle: ürün üretiliyor, piyasaya sürülüyor, halka ulaşıyor. Analiz sonuçları ancak haftalar sonra kesinleşiyor. Bakanlık da uygun çıkmayanları o zaman açıklıyor. Ya da yasada yazdığı gibi uygun gördüğü hallerde açıklıyor.

Sonradan ifşa bir tercih değil. Sistemin kendi zorunluluğunun görünen yüzü. Çünkü Bakanlığın üretim noktasında sürekli ve önleyici denetim yapacak personeli, laboratuvarı, kurumsal gücü yok. Bu yüzden sistem ihlali olmadan önce değil, olduktan sonra yakalıyor.

Üstelik gıda güvenliği, devasa tarım-orman bürokrasisinin içinde bir alt başlığa dönüşmüş durumda. Denetim, işin teknik sahibi olan gıda mühendisinin elinden çıktı. Ziraat, su ürünleri, orman ve kimya mühendisleriyle veteriner hekimleri de kapsayan genel bir kontrol görevlisi kategorisine dağıldı.
Bu düzen bize bir şeffaflık başarısı gibi sunuldu. Oysa Türkiye’deki gıda kontrol görevlisi sayısı, Avrupa Birliği ve OECD ortalamalarının açıkça altında. Bakanlık laboratuvarlarında analiz sonuçları 7 ile 14 günde çıkabiliyor. Erken uyarı bu yüzden işlemiyor. Liste yayımlandığında ürün çoktan dağıtılmış, sofralara gelmiş, büyük ölçüde de yenmiş oluyor.

Bakanlık böylece halka şunu demiş oluyor: “Biz önleyemedik. Bu artık senin işin. Listeye bak, kendini koru. Şüphelendiğini ihbar et.”

Bakanlık Denetimi Sermayeye Devrediyor

Bugün yapılan denetim kısa süreli, belgeye ve gözle görünür koşullara bakmakla sınırlı, önleyici ve derinlemesine olmaktan uzak. Sonucu sayılar gösteriyor: ifşa edilen ürün sayısı 2024 sonunda 1060 partiyken 2025 sonunda 2345 partiye çıktı. Bir yılda iki katından fazla artış. Bu artış size denetimin başarısı diye anlatılabilir. Fakat sayı büyüyorsa, ihlaller üretim noktasında engellenemiyor demektir.
Halk güvenli gıda istiyor. AKP iktidarı ise bu talebin karşısında, üretim noktasını yeniden kamunun denetimine alacak gücü kurmuyor. Piyasanın işleyişini bozmayan, üretimi durdurmayan, sermayenin kazancını kesintiye uğratmayan bir sonradan idare etme yolunu seçiyor.

Bu, bildiğimiz anlamda bir özelleştirme değil. Ama kamusal denetimin sorumluluğu özel gıda laboratuvarlarına, işletmelerin kendi kendini denetlemesine, bir de sermayenin eline teslim edilmiş çalıştırılması zorunlu personele, sorumlu yöneticilere parça parça devrediliyor. Denetim kadrosunu dolduramayan iktidar, güvenli gıdayı fiilen sermayenin insafına bırakıyor.

İfşa listesi de bu tablonun makyajı oluyor. Denetim zafiyetini iktidar başarısı gibi gösteriyor, bizi bu düzene razı etmeye yarıyor. İhlal üretim noktasında engellenmiyor. Onun yerine ifşanın gürültüsü, bu boşluğun üstünü örten güçlü bir hikaye kuruyor. Yurttaş, gıda hakkını talep eden biri olmaktan çıkıp liste takip eden bir tüketiciye dönüşüyor.

Mesele böylece siyasetin dışına itiliyor. Hep birlikte verilecek bir hak mücadelesi, tek başına yapılan dikkatli bir alışverişe indirgeniyor.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir