Günlerdir tartışıp duruyoruz; meşruiyeti tartışılan mevcut yönetime itiraz eden Cumhuriyet Halk Partili isimler yeni bir parti kuracak mı, kurmayacak mı? Kuracaksa ne zaman, kimlerle, nerede ve nasıl?
Aslında tüm bu sorulara yanıt gerek iktidara yakın gazetecilerden gerekse parti kurmaya hazırlanan CHP’li isimlerden üç aşağı beş yukarı denilebilecek şekilde geldi. Sadece bir soru yanıtını arıyor: Türkiye’nin yeni bir partiye ihtiyacı var mı?
Yönetim biçimi olarak mühürsüz oylarla tescillenen başkanlık sistemine geçtiğimiz günden bugüne kadar iri ufaklı kaç parti kuruldu bir düşünelim. AK Parti’den koparak kurulan DEVA ve Gelecek partileri MHP’den koparak kurulan İYİ Parti, ardından Zafer Partisi ve son olarak İYİ Parti’den kopan isimlerin kurduğu ve oldurmaya çabaladığı Anahtar Parti bu sahnede yerini aldı.
İYİ Parti için “sisteme geçişten sonra kuruldu” demek pek de doğru olmayabilir; çünkü hakkını yemeyelim, MHP içinde Bahçeli yönetiminin yaratmış olduğu tıkanıklık ve politika değişimine karşı başlatılmış örgütlü bir hareketti. Kurucu genel başkanın istifası sonrası saray pozlarıyla, 2023 seçimlerinde bizzat aday göstermiş olduğu AK Parti’ye transfer olan vekillerini saymazsak.
Peki ne oldu bu partilere? Anketlerde şu ya da bu şekilde yer bulabilse de ittifaksız bir başarı elde edebildiler mi? Tek başına grup kurma başarısını yakalayabildiler mi? Cevabı mevcut durum veriyor olsa gerek. Gelin biz gerek iktidar gerekse de kendi iç muhalefeti sebebiyle bölünme tehlikesinde olan Türk siyasi hayatının aynı zamanda kurucu partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin durumunu konuşalım.
“Kahrolsun Kılıçdaroğlu” dedirten akıl
Geçtiğimiz günlerde bir TV kanalındaki yayında “CHP artık zehirlenmiştir. Yeni parti kurulması kaçınılmaz olmuştur” diye bir cümleye tanık oldum. O esnada yayını yapanlar başta olmak üzere diğer konuklar vaktiyle beraber mesai yaptığım ve özel hayatımda da yakinen tanıdığım kişilerden oluşuyordu. Bir mesaj atıp “İyi de nasıl zehirlenmiş, kim zehirlemiş, şurayı açabilir mi?” demek geldi içimden ama vazgeçtim. Aslında bu tablo, Erdoğan’ın siyasi başarısını da bir kez daha gözler önüne seriyor. İktidar, “Sen nasıl CHP’ye iftira atarsın” dedirtmek yerine, topyekûn muhalefeti “Kahrolsun Kılıçdaroğlu” deme noktasına getirmeyi çok güzel başardı.
Buna mukabil geçtiğimiz haftalarda Kemal Kılıçdaroğlu’nun Özgür Özel ve ekibine seslenişi de aklıma geldi. “Kimsenin CHP’den ayrılma lüksü yoktur” açıklaması. Başıma bir şey gelmeyecekse eğer, ben Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamasına sonuna dek katılıyorum. CHP’den ayrılıp yeni parti çatısı altında macera arayan isimleri ve partileri gördük, akıbetleri de ortada. “Onurlu geri dönüş” bir tek onlara nasip oldu!
Hatta 2023 gibi kritik bir seçimde adeta “küstüm, oynamıyorum” diyerek destek açıklaması bile yapmayan Memleket Partisi kurucusu Muharrem İnce bile baba ocağına geri dönerek huzurla siyaset yapmaya devam ediyor. Fikir beyan ediyor, ara bulmaya çalışıyor.
Parti şemsiyesi olmadan koltuk bulabilirler mi?
Gelelim kurulacak yeni partide görev alması beklenen isimlere. Kamuoyunun yakından tanıdığı, sık sık sahne önünde muhalefet yapan isimler. İsimlerini tek tek sıralamaya gerek yok; gerekli olan yapılan açıklamalar (Umut Akdoğan bizzat açıkladı), kulislere yansıyan bilgiler pek çoğunun kurucu olarak vitrinde yer almayacağı yönünde. Peki bu isimler kaç dönemdir milletvekili, parlamentoda kaç senedir varlar ve Kemal Kılıçdaroğlu adına geçmiş kongrelerde kaç kez oy kullandılar?
Vitrinde kim olacak derseniz Özgür Özel ve şüphesiz Ekrem İmamoğlu tarafından belirlenen isimler.
Veli Ağbaba örneğini ele alalım; Ağbaba bana kızmasın ama kendisini en son Malatya Belediye Başkanlığı’na aday olduğu ve kazanamadığı dönemden anımsıyorum. Akdoğan’ı Ankara 3. Bölge’den belediye başkan adayı yap, kim kazanır hep beraber görelim! Hatta Ali Mahir Başarır bizzat Mersin Belediyesi’ne aday olsun bakalım kaç oy alacak? Ha bu arada anımsatmadan geçmemek lazım, vakti evvelinde Özgür Özel’in de 2009 yerel seçimlerinde CHP’nin Manisa Büyükşehir Belediye Başkan adayı olmuşluğu ve o dönem yaşanan siyasi tecrübeleri var.
Bu örnekleri neden mi veriyorum? Bu örnekler, kişilerin ancak CHP’nin ülke genelindeki oy oranının şemsiyesi altında olduğu sürece Meclis’te bir karşılık bulabileceğinin kanıtı.
Bugün AK Parti ve CHP’ye diğer partilerden transfer olan isimler için de aynı kural geçerli emin olun. İYİ Parti çatısı ya da “Millet İttifakı”, Altılı Masa adayı oldukları için o koltukları işgale devam ediyorlar. AK Parti ve CHP’ye “bir dönem daha vekillik ya da belediye başkanlığı” şartlı teklifi ile dahil olanların, gelecek seçimlerde ne kadar şansı olacak izleyip göreceğiz.
Özgür Özel: Değişim hırsı ile geçmişin öfkesi arasında
Tüm bu gelişmelerin gölgesinde benim gördüğüm, Özgür Özel’in büyük bir baskı altında olduğu gerçeğidir. Tam bir “Gitmek mi zor, kalmak mı” durumu yaşıyor. Bir yanda “bir dönem daha vekil olmak isteyenlerin” baskısı, öte tarafta toplumda dinmeyen Kemal Kılıçdaroğlu öfkesi ve şüphesiz Ekrem İmamoğlu’nun değişim hırsı Özgür Özel’i bir yol ayrımına gelmek zorunda bırakıyor.
Göstermiş olduğu performansa ise samimiyetle diyecek yok. Şehir gezileri, halkla buluşmaları ve samimiyeti takdire şayan. Keşke 100’ü geçkin miting yapmak yerine, doğrudan halkla kucaklaşmayı gerçekleştirseydi, kurultay süreci ve sonrasındaki kararlar bu kadar kolay verilir miydi oturup düşünmeli derim!
Şimdi sıra seçmene soru sorma vakti. Özgür Özel yeni parti kurarsa oy oranı kaç olur anketlerini bir yana bırakıp şu soruyu soralım:
50+1 sistemi geçerliliğini koruduğu, seçim barajının belli olduğu ve ittifakı öyle ya da böyle zorunlu kılan bu sistemde Türkiye’nin yeni bir partiye ihtiyacı var mı?
Yazıyı Süleyman Demirel’in vaktiyle söylediği şu sözle bitirmekte de fayda var. “Siyasette boşluk kabul edilmez, eğer bir boşluk varsa millet onu kendi doldurur.’’





