Tanju Okan’ın seslendirdiği ‘Kadınım’, Nükhet Duru ile özdeşleşen ‘Beni Benimle Bırak’ ve Zuhal Olcay’ın yorumladığı ‘Yalnızlığım’ın söz yazarı Mehmet Teoman, 6 Ağustos’ta 82 yaşına girdi.
Teoman’ın hayatı genellikle yazdığı şarkılar ve aşkları üzerinden anlatıldı. Metin Solmaz’ın 2021 yılında yayımlanan ‘Mehmet Teoman – Anılar Saçılmış Odaya, Her Yere’ adlı nehir söyleşisi ise bu hayatın daha az bilinen dönüm noktalarını bir araya getiriyor.
Ankara’dan Paris’e, Galatasaray Lisesi’nden Güneydoğu yollarına, Kızkalesi’ndeki bir derviş kulübesinden Montreux Caz Festivali’ne uzanan hikayede Teoman’ın yönünü her defasında bir karşılaşma değiştiriyor.
REDDEDİLEN AJDA PEKKAN
Mehmet Teoman, 1944 yılında Ankara’da doğdu. Babası Ali Teoman Galatasaray Lisesi’nin müdür. Ailesinin Paris’e taşınması üzerine ilkokul yıllarının bir bölümünü Fransa’da geçirdi.
İstanbul’a döndükten sonra Galatasaray Lisesi’nde okuyan Teoman, Timur Selçuk’un da yer aldığı Galatasaray Vokal Grubu’na katıldı. İlham Gencer, grubu dönemin önemli eğlence mekanlarından Çatı Kulübü’nde sahneye çıkarıyordu.

Teoman, Gencer’in bir gün gruba kadın solist eklemek istediğini, henüz tanınmayan bir kız getirdiğini, grup üyelerinin kızı beğenmeyip “Uğraşamayız” diyerek teklifi geri çevirdiğini anlatıyor. O kızın Ajda Pekkan olduğunu öğreniyoruz.
Teoman yıllar sonra Ajda Pekkan’ın, Timur Selçuk dışında grubun bütün üyelerini geride bıraktığını söyleyecekti.
GÜNEYDOĞU YILLARI
Galatasaray Lisesi’nin ardından hukuk ve gazetecilik eğitimi alan Teoman, hiçbirini tamamlamadı. Milliyet’te muhabirlik yaptı, otobüslerde host ve otellerde resepsiyon görevlisi olarak çalıştı.
İlk evliliğini 23 yaşında Fatma Hanım’la yaptı. Askerlik dönüşünde babasının düzenli bir işe girmesi yönündeki baskısıyla TOFAŞ’ta işe başladı: Güneydoğu bölge sorumlusu olarak görevlendirildi. Van ile Mersin arasındaki 17 ilden sorumluydu. Arabasıyla köy köy dolaşıyor, şirket bayileri ve bölgenin ileri gelenleriyle görüşüyordu.
Bu iş sırasında Mersinli iş insanı Burhan Kânun’la tanıştı. Kânun, Mersin’e yaklaşık 50 kilometre uzaklıktaki bir Mobil tesisinin içinde bulunan otel ve restoranı işletmesini teklif etti. Teoman, TOFAŞ’tan aldığı maaşın birkaç katı olan teklifi kabul ederek kurumsal hayattan ayrıldı.
Hayatının yönünü değiştiren kişiyle de bu tesiste tanıştı.
DERVİŞ ALİ DEDE İLE TANIŞMA
Tesiste çalışan müzisyenlerden Ercan’ın, her gece program bittikten sonra ortadan kaybolması üzerine merak eden Teoman gencin Kızkalesi tarafında ‘babası’nı ziyaret ettiğini öğreniyor.
Sözünü ettiği kişinin biyolojik babası değil, manevi olarak bağlandığı Derviş Ali Dede olduğunu öğreniyoruz. Gerçek adı Ali Altuntaş olan derviş, Neyzen Tevfik’in öğrencilerinden: Ney ve saksofon çalıyor, beste yapıyor, resim ve minyatürle ilgileniyor.
Çay içmek için başlayan o sohbet uzun bir yolculuğun başlangıcı oluyor.
“SEN, SEN DEĞİLSİN”
Ali Dede’nin anlattıkları müzikle sınırlı değil. Çaykovski’den Mevlana’ya, Sartre’dan Picasso’ya, Miles Davis’ten Jimi Hendrix’e ve Che Guevara’ya uzanan sohbetler yapıyor.
Teoman bir gün sohbet sırasında uyuyakaldığını, uyandığında özür dileyince Ali Dede’nin “Sen uykunda da dinliyorsun” karşılığını verdiğini anlatıyor.
Başka bir konuşmada ise “Sen, sen değilsin” diyor Teoman’a…
Teoman, bu sözün kendisine ilk kez ciddi biçimde soru sordurduğunu anlatıyor.
EVİ DERGÂHA DÖNÜŞTÜ
Üçlü, Yeniköy sırtlarında ‘Kartal Yuvası’ adını verdikleri bir ev tutuyor. Ev zamanla sanatçıların ve müzisyenlerin gelip gittiği bir çeşit dergâha dönüşmüş.
Teoman’ın ilk evliliği bu dönemde sona ermiş. Fatma Hanım, Ali Dede ve çevresindeki sanat hayatıyla aile düzeni arasında seçim yapmasını istediğinde Teoman sanatı seçmiş.
Ali Dede, kendisine müzik öğretmesini isteyen Teoman’ı diğer müzisyenlere benzeyeceği için reddediyor. Müzisyenlerin ayaklarının korkudan yere bastığını, Teoman’ın ise bilmediği için uçabileceğini savunuyor.
Teoman’ın söz yazarı, menajer ve sanat yönetmeni olarak geliştireceği yöntem bu düşünceye dayanıyor.
ALİ DEDE’Yİ MONTREUX’YE GÖTÜRDÜ
Mehmet Teoman, Ali Dede’yi Paris’te yaşayan Abidin Dino’yla tanıştırdı. Dino’nun kurduğu bağlantılar aracılığıyla Montreux Caz Festivali’nin kurucusu Claude Nobs’a ulaştılar. Ali Dede ney, Ercan piyano, Teoman ise Ali Dede’den öğrendiği ritimlerle vurmalı çalgı çaldı. Hazırlanan kayıt onların Montreux’ye davet edilmesini sağladı.
Teoman, Nobs’un evinde Mick Jagger’la karşılıklı oturup omlet yediğini de anlatıyor. Ali Dede festivalde flütçü Herbie Mann’la aynı sahneyi paylaştı.
(Yılmaz Güney 1983 tarihli son filmi ‘Duvar’ı Fransa’da çekerken Ali Dede’yi de kadroya aldı. Ali Dede filmde ‘Pepe Ali’ rolünü üstlendi; ayrıca filmin müzik çalışmalarına Setrak Bakırel, Ozan Garip Şahin ve Robert Kempler’le birlikte katkı sundu.)
‘KADINIM’ BİR GECEDE YAZILDI
Teoman’ın söz yazabileceğini ilk fark eden isim Tanju Okan oluyor.
Serge Reggiani’nin ‘Ma Femme’ adlı şarkısı büyük bir dönüm noktası:
Parçayı Bebek’teki evde dinledikten sonra Okan, Teoman’dan Türkçe söz yazmasını istiyor. Teoman plağı tekrar tekrar başa alarak sabaha kadar çalışıyor ve ortaya ‘Kadınım’ çıkıyor.

NÜKHET DURU İLE TANIŞMA
1974 yılında Nükhet Duru ile tanışan Teoman’ın hayatı yeni bir dönemece giriyor.
‘Kadınım’ı yazanın kendisi olup olmadığını sorup “Gelin, bir de beni dinleyin” diyen genç kadın, o sırada Urcan’da sahne sıralamasının alt basamaklarında çalışan bir şarkıcı.
Ertesi gün dinleyip sesinden etkilenen Teoman, Duru’yu Ali Dede’yle tanıştırıyor. Çevresindeki insanları yetenekleri kadar karakterleri üzerinden de değerlendiren Ali Dede, genç şarkıcıda “iş olduğunu” söylüyor.

Teoman, yabancı şarkıların Türkçe uyarlamalarından Duru’ya özgü bir repertuvar oluşturmaya başlıyor. Daha sonra Cenk Taşkan’ın ekibe katılmasıyla söz yazarı, besteci ve yorumcudan oluşan çalışma düzeni kuruluyor.
Teoman’a göre üçlüyü bir arada tutan isim Nükhet Duru: Yıllar sonra Duru’daki dirayet ve hırs olmasaydı kendisinin de var olamayacağını söylüyor.
YENİ BİR NÜKHET DURU
Mehmet Teoman, Nükhet Duru için yalnızca şarkı yazmadı. Saç renginden topuzuna, kostümünden oturup kalkmasına ve sahne ışıklarına kadar bütün bir kimlik üzerinde çalıştı.

Bu yaklaşımı imaj yaratmak olarak görmüyordu. Amacının sanatçının üzerini makyajla örtmek değil, onun aslını ve anatomisini ortaya çıkarmak olduğunu söylüyordu.
‘Beni Benimle Bırak’, bu ortaklığın en kalıcı eseri. Teoman’ın sözleri, Cenk Taşkan’ın bestesi ve Duru’nun yorumuyla ekip Türk popunun merkezine yerleşti.
Ancak başarı, kişisel ilişkiyi ve çalışma ortaklığını aşındırdı. Teoman, Duru’yla ayrılıklarını yarattıkları ‘Frankenstein’a bağlıyor. İşlerin insani bağları ve usta-çırak ilişkisini yok ettiğini, yoğunluk ve gerilim içinde birbirini boğazlayan insanlara dönüştüklerini anlatıyor.
AYŞEGÜL ALDİNÇ’LE DÖRT AYLIK EVLİLİK
Nükhet Duru’yla ilişkinin sona ermesinin ardından Teoman’ın hayatına Ayşegül Aldinç giriyor.
Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi Seramik Bölümü mezunu olan Aldinç, o dönemde öğretmenlik yapıyor ve profesyonel müziğe hazırlanıyor. Teoman’la birlikte doldurduğu ‘Hastane–Yorgun ve Mutlu’ 45’liği, Aldinç’in profesyonel müzik hayatındaki ilk kaydı.

Aldinç’in babası, Milliyet’in spor yazarlarından Orhan Aldinç kızının flört etmesini kabul etmeyerek evlilik şartı koyunca ikili 1979’da Beşiktaş Evlendirme Dairesi’nde evleniyor.
Dört ay süren evlilik sonrası Teoman, evliliğin iyi bir ilişkiyi büyütüp yücelttiğine hiçbir zaman inanmadığını, yürümeyen ilişkinin evlilikle kurtarılamayacağını söylüyor. Nükhet Duru’nun “Benden ayrıldı, hemen Ayşegül’le evlendi” sözlerine ise ayrılığın başka nedenleri bulunduğunu belirterek karşı çıkıyor.
İMRALI’DA MORAL GÜNÜ
Mehmet Teoman, 31 Ağustos 1980 günü İmralı Yarı Açık Cezaevi’ndeki mahkumlar için düzenlenen konsere katılan sanatçılar arasındaydı. O sırada Yılmaz Güney de İmralı’da hükümlüydü.
Yaklaşık üç saat süren programa Teoman’ın yanı sıra o dönem eşi olan şarkıcı Nesli Özsoy, Nizamettin Ariç, Çetin Alp ve Nokta ile Virgül gibi isimler katıldı.
Yılmaz Güney konserin ardından sanatçılara teşekkür ederek bu buluşmayı ‘dostluğun, dayanışmanın ve iş birliğinin simgesi’ olarak nitelendirdi. Cezaevindeki mahkumların hazırladığı el işi armağanları sanatçılara dağıttı. Güney, Teoman ve konsere katılan diğer isimler ayrılmadan önce birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi.
Metin Solmaz’la söyleşisinde kendisini solcu olarak tanımlayan Teoman hiç oy vermediğini, işkence gören arkadaşları olduğunu, hiçbir zaman eylemci olmadığını anlatıyor.
UZAY HEPARI ONU MİKROFONA GEÇİRDİ
Mehmet Teoman’ın hayatındaki bir başka dönüm noktası Uzay Heparı’yla karşılaşması…
Teoman, 1990 yılında daha önce yazdığı şarkılara benzemeyen, erotik ve anlatıya dayalı yeni metinler üzerinde çalışıyor. Bunları söyleyecek bir yorumcu bulamadığını düşünürken Uzay Heparı “Sen niye söylemiyorsun?” diye sorunca çalışmaya başlıyorlar.
Albümde Uzay Heparı’nın beş bestesi yer alıyor. Sertab Erener ve Candan Erçetin vokallerde yer alıyor. Sezen Aksu ise ‘Dalgamı Geçmekteyim’ adlı parçaya sesiyle eşlik ediyor.
Teoman, Uzay Heparı’yla çalışmalarını tekila içip motosikletlere atlayarak Assos’a gitmeye karar verir gibi başlattıklarını, albümü büyük bir özgürlük ve neşeyle hazırladıklarını anlatıyor.
‘AHLAKA AYKIRI’ BULUNDU
Ortaya çıkan ‘Ter İçinde’ albümü, yayımlanmak üzere denetim kuruluna gönderiliyor ancak sözleri “ahlaka mugayir” bulunarak kuruldan geçemiyor.
Plak şirketi albümü yine de çıkarmaya karar veriyor. Yaklaşık beş bin kopya el altından dağıtılıyor.
Teoman’a yıllar sonra albümü yeniden yayımlaması teklif edildiğini ancak o dönemki hevesini kaybettiği için kabul etmediğini öğreniyoruz.
Ter İçinde, Uzay Heparı’nın erken dönemindeki en özgür ve az bilinen çalışmalarından biri oldu. Heparı, 1994 yılında geçirdiği motosiklet kazasının ardından 24 yaşında hayatını kaybetti.
ODAYA SAÇILAN ANILARIN KİTABI
Metin Solmaz’ın hazırladığı ‘Mehmet Teoman – Anılar Saçılmış Odaya, Her Yere’ Teoman’ın hayatını daha önce duyulmamış ayrıntılarıyla aktarıyor.

Kitap, Teoman’ın hayatına giren insanların yalnızca birer aşk, arkadaş veya iş ortağı olmadığını gösteriyor.
Mehmet Teoman’ın odasına saçılan anılar, Türk popunun az bilinen tarihi olarak bu kitapla kayda geçiyor.
Odatv.com






