
Max Weber, modern siyaset sosyolojisinin en önemli meselelerinden birini yaklaşık yüz yıl önce tartıştı:
-Karizmatik lider öldüğünde, siyasi mirası kime kalır?
Bazı liderler yalnızca bir partiyi yönetmez. Zamanla hareketin fikrini, dilini, sembollerini ve tarihsel kimliğini kendi şahsında toplar.
Fakat lider ölümlüdür.
Hareket yaşamaya devam eder.
Weber’in “karizmanın rutinleşmesi” dediği sorun tam burada başlar:
-Liderin şahsında toplanan otorite, ölümünden sonra nasıl devam edecektir?
Partiye mi geçer?
Yeni lidere mi?
Yoksa ailesi o miras üzerinde özel sembolik ağırlık taşımayı sürdürür mü?
TBMM’de MHP milletvekili Levent Bülbül ile İYİ Parti milletvekili Ayyüce Türkeş arasında yaşanan sert tartışmayı biraz bu eski sorunun içinden okumak gerekiyor.
Çünkü karşı karşıya gelen yalnızca iki milletvekili değildi.
Bir tarafta Alparslan Türkeş‘in kızı, diğer tarafta Alparslan Türkeş’in kurduğu partinin milletvekili vardı…
TÜRKEŞ’İN ÜÇ MİRASI
Üstelik tablo Ayyüce Türkeş’ten ibaret değil.
Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş de yıllarca MHP’de siyaset yaptı; milletvekili oldu. Daha sonra AKP’ye geçti, Başbakan Yardımcılığı yaptı ve bugün AKP milletvekili olarak siyasette.
Alparslan Türkeş’in en küçük kızı Ayyüce Türkeş ise İYİ Parti milletvekili.
Böylece ortaya siyaset sosyolojisi açısından hayli ilginç bir manzara çıkıyor:
Baba MHP’nin kurucusu…
Oğlu AKP’de…
Kızı İYİ Parti’de…
Kurucunun partisi ise Devlet Bahçeli liderliğinde yoluna devam ediyor.
Peki, Alparslan Türkeş’in siyasi mirası hangisinde? Sorunun tek cevabı yok. Burada birbirinden farklı üç miras biçimi bulunuyor: kan bağı, kurumsal devamlılık ve fikri miras…
Çocukları kan bağını temsil ediyor.
MHP kurumsal devamlılığı temsil ediyor.
Fikri mirasın kimin tarafından ne ölçüde temsil edildiği ise siyasi yorum konusu…
Bu nedenle Ayyüce Türkeş ile Levent Bülbül arasındaki tartışma sıradan iktidar-muhalefet polemiğinin ötesine geçiyor.
KAN BAĞI MI
DAVA BAĞI MI
MHP açısından cevabın tarihsel olarak başka olduğu biliniyor: Esas olan kan bağı değil, dava bağıdır…
Bu yaklaşım Weber’in tarif ettiği karizmanın kurumsallaşmasına uygun düşüyor.
Kurucu ölür, teşkilat yaşamaya devam eder.
Liderin şahsındaki siyasi otorite, zamanla partiye, sembollere ve geleneğe aktarılır.
Aksi halde modern siyasi parti değil, hanedan ortaya çıkar.
Dolayısıyla Türkeş’in çocukları olmak, ne Ayyüce Türkeş’e ne Tuğrul Türkeş’e MHP üzerinde doğal siyasi hak verir.
Fakat meselenin bir başka yüzü daha var:
MHP, kurucusunu yalnızca geçmişte kalmış bir genel başkan olarak görmüyor. Alparslan Türkeş hâlâ “Başbuğ” olarak anılıyor.
İşte “yazısız anayasa” burada devreye giriyor.
SİYASET DEĞİŞİR
MİRAS KALIR
Bu tartışmanın yeni çözüm sürecinin konuşulduğu günlerde ortaya çıkması meseleyi daha görünür hale getiriyor.
Büyük siyasi dönüşüm dönemleri partileri yalnızca rakipleriyle değil, kendi geçmişleriyle karşı karşıya getirir.
Dünün siyasi diliyle bugünün ihtiyaçları her zaman aynı olmayabilir.
Bir siyasi hareketin değişen koşullar karşısında yeni politikalar geliştirmesi, kurucusuna ihanet ettiği anlamına gelmez.
Aynı şekilde kurucunun çocuğu olmak da bugünkü parti politikalarını eleştireni kendiliğinden haklı çıkarmaz.
O halde mesele çözüm sürecinde kimin haklı olduğu değildir.
Asıl ilginç soru başkadır:
-Ülkücü hareketin töresi, siyasi kavganın diline bir sınır koyuyor mu?
Ayyüce Türkeş başka partinin milletvekili olabilir.
Tuğrul Türkeş başka partide siyaset yapabilir.
MHP de Alparslan Türkeş döneminden farklı politikalar geliştirebilir.
Bunların hepsi siyasetin doğal akışı içinde tartışılabilir.
Fakat “Başbuğ” kavramı yaşamaya devam ediyorsa, onun ailesiyle kurulacak ilişkinin hareketin hafızasında sıradan bir siyasi rakiple kurulan ilişkiden farklı yeri olup olmadığı sorusu ortada kalır.
Weber’in yüz yıl önce işaret ettiği paradoks tam da budur:
-Karizmatik lider gider, kurum kalır; fakat sembolik otorite bütünüyle ortadan kalkmaz.
TBMM’deki birkaç dakikalık tartışmanın bu kadar büyümesinin nedeni burada. Tartışılan yalnızca Ayyüce Türkeş’in sözleri ya da Levent Bülbül’ün cevabı değil.
Çok daha eski bir mesele yeniden kapıyı çalıyor:
-Siyaset değişirken, kurucu lidere duyulan vefanın sınırlarını kim belirler?
Milliyetçilerin yazısız anayasasının en zor maddesi belki de budur…
Faik Alkan
Odatv






